08 Ocak, 2025

KETCHIKAN, ve ALASKA’YA VEDA EDERKEN…

 

Gemi ile Güneydoğu Alaska yolculuğumuzun beşinci günü. İlk gün Kuzey Amerika’nın en büyük buzullarından olan Hubbard Buzulu’nu görmüş, ertesi gün Alaska’nın başkenti Juneau’da demirlemiştik. Üçüncü gün Klondike Altına Hücum Göçü’nün başladığı yerde, Skagway’de nostaljik bir turla aralamıştık tarihin sayfalarını. Dördüncü gün “Icy Strait Point”de doğayla iç içeydik. Bugün Ketchikan’dayız; demir attığımız son liman. Bizim son limanımız olsa da “Alaska’nın ilk şehri” deniyor burası için; “Alaska’ya güneyden girişteki ilk şehir, ilk liman olması nedeniyle bu unvan.

Dünyanın somon başkenti” demişler ayrıca. “Nasıl yani?” diye düşünüyorum; bütün Alaska somon kaynıyor zaten, neden burası somon başkenti olsun ki? İlk somon konserve fabrikası burada kurulduğu için vermişler kendilerine bu unvanı. Kuzey Amerika’da böbürlenecek bir şeyler her zaman olur!

*

Gemi yolculuklarında bazı limanlarda yapacak çok aktivite olur, bazen de ilgimi çeken bir şey bulamam. Ketchikan için bu ikincisi oldu; ya önceden Alaska ile ilgili merak ettiğim, hatta etmediğim/ bilmediğim birçok şeyi görmüş, öğrenmiş, deneyimlemiş ve buraya bir heyecan bırakmamıştım; ya da son liman olmasının ve gezinin bitişinin hüznü çökmüştü içime…

Yine de sadece limanda ya da küçücük şehirde boş boş gezecek değildim tüm gün. “Fener, Totem ve Kartal” başlıklı bir tur aldım. Bu bir tekne turuydu; tarihi önemi olan bir deniz fenerine kadar gidiliyor; yol üzerinde geçmişten, yerlilerden kalma bir klan evi ile totem direkleri gösteriliyor, ayrıca bölgede çok yoğun olan kel kartalların görüleceği vaat ediliyordu.

Tekneye bineceğimiz yere kadar yirmi dakikalık bir otobüs yolculuğu yaptık. Yolculuk sırasında geçtiğimiz yerleri tanıyarak, şehir hakkında bilgilendik.

Gezimizin bu bölümünde en çok ne hoşuma gitti biliyor musunuz? Rehberimizin adı. Başka hiç kimsede olmayan, kendine özgü bir ad bu: “Broseph”. Annesi rehberimize gebeyken, küçük ağabeylerine karnını gösterip, “kardeşiniz olacak, adı Joseph, ‘Brother Joseph’ (erkek kardeş Joseph)” diyormuş, minik ağabeyler de “Brother Joseph” demeyi pek beceremeyip, “Broseph” demeyi sürdürünce, doğumdan sonraki resmi adı da “Broseph” olmuş! Çok sıcak geldi bu hikâye bana; tıpkı bir yeğenim kendinden az küçük diğer yeğenim için, “büyüyecek, sana ağbi diyecek” sözlerini fazlaca duyup, ufaklığı yıllarca “abi-de, abi-de” olarak çağırması, hatta şahidim, uykusunda dahi sayıklaması kadar sıcak!

*

Sekiz bin iki yüz nüfusu ile Alaska’nın dördüncü büyük şehri imiş Ketchikan. Güneydoğu Alaska’nın büyük kısmını kaplayan Tongass ormanı burada da devam ediyor. Geyiklere, ayılara ev sahipliği yaparmış. Artık nasıl yaptılarsa, son nüfus sayımına göre 8200 ayı varmış bölgede; kişi başına bir ayı düşüyor yani! Yılda 280 gün yağmur alırmış bölge. Komşu yerleşimlere ulaşım genellikle tekne ile. Deniz uçakları da var tabii ki, tüm Güneydoğu Alaska’da olduğu gibi. Haftada bir Vancouver’a uçuşu olan bir de havaalanı…

*

Wards Cove’dan bindik tekneye. Personel tamamen Ketchikan’lı, pek sıcak, pek de misafirperver. Çeşitli hikayeler ve ikramlar eşliğinde, yaklaşık iki saatlik bir yolculuktu bu.

Tekne gezisi başlangıç noktamız; Ketchikan, Alaska


Ketchikan’ın, Amerikan yerlilerine ait totem direkleri ile dolu olduğunu öğrendim; dünyada en büyük totem direkleri koleksiyonuna sahip olan şehirmiş Ketchikan. Totem direkleri dört ana yerde topluca, ayrıca şehir içinde de dağınık olarak bulunmaktaymış. Bu toplu yerlerden biri olan Totem Koyu Eyalet Parkı’nın yanından geçtik. Burada bir klan evi ve on dört totem direği var. Evin dışını ve direklerden bir kısmını gördük tekneden. Ama karaya çıkıp, toprağa ayak basıp, yakından göremediğim, klan evinin içini gezemediğim için hayal kırıklığı oldu benim için biraz.

Rehberimizin klan evini gösterip, “Bacadan duman tüttüğünü düşleyin” demesiyle canlandırmaya çalışıyordum bir şeyler kafamda. Zamanında kışa hazırlık yaptıkları, somon ve geyik eti tütsüledikleri ev burası. Şarkı söyleyip, dans ettikleri ve ağaçları oydukları yer aynı zamanda... Evet, ağaçları oydukları yer!  Totem direkleri onlar, solmuş renkleriyle orada! Hayatlarının önemli parçaları olan kel kartal, kuzgun, somon ve daha nice motifler, nice duygular içeren direkler… Gelecek nesillere kendilerini, hikayelerini, önemli olayları aktarma amacı barındıran direkler… Sanat eserleri… Ve yanlış anlaşılıp yakılmaktan, yıkılmaktan bir şekilde kurtulmuş, geriye kalan direkler…

Bir klan evi ve totem direkleri; Ketchikan, Alaska

Bir klan evi ve totem direkleri; Ketchikan, Alaska

Totem direkleri; Ketchikan, Alaska


Yaklaşık otuz bin kel kartal varmış bölgede. Ve tabii ki boş yok, umduğumun çok ötesinde kel kartal, kel kartal yuvası gördüm. Dört yaşında olgunlaşır, yaklaşık 20-25 yıl yaşarmış kel kartallar. Daha önceki hikayelerimden birinde de paylaşmıştım; kel kartal (“bald eagle”) deniyor ama, kel olmakla ilgileri yok. Gövdeleri siyah olduğu halde başlarındaki tüyler ve kuyrukları beyaz olduğu için böyle bir ad almışlar. Büyükçe kuşlar; kanat açıklıkları, dişilerde daha fazla olmak üzere 180-240 cm olurmuş. Ve burada öğreniyorum ki, eşitlikçi yaşam tarzına sahipmiş kel kartallar; yuvayı sadece dişi kuş değil, dişi-erkek beraber yaparlarmış. Evi ömür boyu kullanır, ama kalabalıklaşma durumunda, yenisini yapmaktan da kaçınmazlarmış.

Kel kartal; Ketchikan, Alaska


Muhafız adasındaki (“Guard island”) Deniz fenerine kadar gittik ve döndük. Deniz fenerini görmeye pek merakım yoktu, ama onlar için önemliydi. Alaska’daki ilk deniz feneri imiş bu; yağmurlu, yoğun sisli bu bölgede sığ geçide (Tongass Narrows) girecek tekneler için 1904’te yapılmış. Ve bir takım hüzünlü olaylara şahitlik ettikten sonra 1960’ta kapatılmış.

Muhafız adası (“Guard island”) ve Deniz feneri; Ketchikan, Alaska

Deniz feneri; Ketchikan, Alaska

Küçük küçük adalar, üzerlerindeki evlerle ilgili hikayeler süslüyordu geziyi. Sanki biz turistlerden alacaklısı çıkacakmış gibi satılık evler, özellikleri ve fiyatları vurgulanıyordu.

Tekne gezisinden; Ketchikan, Alaska

“Kaptan Vancouver’ın da geldiği yer burası, o da sizin gördüğünüzü gördü, bu ağaçlar o ağaçlar, üç yüz yıl öncesi ile aynı” diye daha da cazip hale getirilmeye çalışılıyordu gezi. Kaptan Vancouver’ın 1791-95 yılları arasında Kuzey Amerika pasifik kıyılarında sefer yapmış, Alaska dışında Kanada’nın British Columbia eyaleti ve ayrıca Hawaii’e de gitmiş olduğunu öğreniyordum sonradan…

 Tekne gezisinden dönerken; Ketchikan, Alaska

Ketchikan, Alaska

*

Şehre dönüşte epey vaktim vardı, hem de tüm öğleden sonra… Gücümün yettiğince şehri ve liman çevresini gezdim.

Ketchikan, Alaska

Ketchikan, Alaska

                              Ketchikan, Alaska


Sanatın şehir içine yayıldığını söylüyorlardı, ona şahitlik ettim. En çok güneşin aydınlattığı vitrayları sevdim, ki hep sevdiğim bir sanat olmuştur bu; üstelik üzerlerindeki figürlerle şehir ve bölgeyi de güzel tanıtıyorlardı…

Ketchikan, Alaska

Ketchikan vitray örneği, Alaska

Ketchikan vitray örneği, Alaska

Ketchikan vitray örneği, Alaska

Ketchikan vitray örneği, Alaska

Baktım hala vaktim var, ısrarla önerilen “Oduncu gösterileri” ne bir bilet aldım. Daha önce yine Kuzey Amerika’nın başka bir tarafında izlediğim bir gösteri çeşidiydi bu, hadi bir de buradakini deneyeyim dedim.

İki deneyimli takım, sözde biri Amerika, diğeri Kanada adına yarışan... Odun kesme, balta atma, direğe tırmanma, sudaki kütükler üzerinde dengede durma gibi maharetlerini sergiliyorlar. Yarışma kılığına girmiş, eğlenceli bir şov aslında! Her bir oduncu da bir ünlü adeta, bir broşürde her birinin fotoğraflarıyla birlikte özgeçmişleri yer alıyor. Ve gösteri bitiminde, izleyicilere selfie pozu vermekten geri kalmıyorlar. Ben ise hediyelik eşya dükkanına dalıp, anı olarak bir totem direği biblosu alıyorum kendime; evdeki Özgürlük anıtı, Eyfel kulesi, CN Kulesi, Vezüv yanardağı, Pisa kulesi biblolarımın yanına koymak üzere…

Oduncu gösterileri; Ketchikan, Alaska
Oduncu gösterileri; Ketchikan, Alaska

Ve gemi ile Güneydoğu Alaska gezimizin bu son limanından da ayrılma vakti geliyor. İç geçit (“inside passage”) denilen, Kuzey Amerika’nın Kuzey batı kıyıları ile yakınlardaki adalar arasında kalan bölgede seyredeceğiz bir buçuk gün boyunca, artık gezinin tamamen bittiğini vurgulayan Vancouver’a kadar.

Ve bana düşünme fırsatı verecek bu zaman…

Geziye başlarken şöyle söylediğimi hatırlıyorum: “Alaska deyince neler canlanıyor gözlerinizin önünde bilmiyorum ama, benim aklımdan karla kaplı geniş alanlar, vahşi doğa ve kızak çeken köpekler geçiyor. Bir de Amerika’nın sonradan sahip olduğu uzak iki eyaletinden birisi olduğu bilgisi…

Evet, bunlar doğru, ama dahası varmış meğer!

Ve şimdi Alaska deyince yine vahşi doğa ve bu doğa ile denge içinde yaşamayı becermiş, ama önce Rusların, sonra Amerikalıların gelmeleri ile topraklarını ve hayatlarını kaybetmiş yerliler düşüyor aklıma... Alaska deyince unutulmaz tren yolculukları, buzullar, Güneydoğu Alaska’da çoğuna karadan ulaşım olmayan, dağlar ve okyanus arasında sıkışmış yerleşim yerleri geliyor aklıma… Ve tabii deniz memelileri, deniz papağanları, dereleri dolduran somonlar ve ayrıca ayılar, geyikler  ile kel kartallar geliyor. Evet, buraların asıl sahipleri onlar!

Alaska’ya veda ederken iki balina, bir ayı, bir geyik ve bir somondan aldığım öğütlerden bir kısmını, kendi süzgecimden geçirerek paylaşmak istiyorum sizlerle. Alt alta yazınca pek şiirsel, kafiyeli gelmeyebilir; ama kim bilir, belki de yaşam felsefeleri duymaya değerdir!


“Fark yarat,

Zarafet ve güzellikle hareket et,

Kendi gerçek doğanın derinliklerini keşfet,

Büyük düşün,

Kalbinde hep bir şarkın olsun,

Ara ara soluklan,

Sızlanmayı bırak…” diyor bir balina.


Diğeri ilave ediyor;

“Öğrenmeyi bırakma,

Eğlenmek için de zaman ayır,

Hayatın tadını çıkar”.


Bir balinadan öğütler; Alaska

Bir balinadan öğütler; Alaska

Bir ayı ise şöyle öğütlüyor;

“Sınırlarının ötesine geç,

Hayat zorlaşsa da taşı onu,

İyi beslen,

Mevsimlerle yaşa”.

Bir aynın öğütleri; Alaska

Bir geyik;

“Büyük düşün,

Ormanda zaman geçir,

Bol bol yeşillik ye,

Başını dik tut,

Yoldan çıkma,

Her işe burnunu sokma” diye tembihliyor. 

Bir geyiğin öğütleri; Alaska

Bir somon ise;

“Yeni fikirler ortaya çıkar,

Gerçek renklerini göster,

Akıntıya karşı yüz,

Temiz suyun değerini bil,

Köklerini unutma,

Mücadeleden vazgeçme” diyor bize.

Bir somonun öğütleri; Alaska

Kel kartallar kaçmış gözümden! Bir kel kartal ne derdi acaba diye düşünüyorum... 

Evet; Alaska’da her karşılaştığımı, gördüğümü, duyduğumu, öğrendiğimi, deneyimlediğimi paylaştım sizlerle, bununla beraber altı farklı yazıyla birlikte.

Başka gezilerde de buluşabiliriz umarım. Hep sevgiyle ve sağlıcakla kalmanız dileğiyle...


Bundan önceki Alaska yazılarım sırasıyla;

1- ALASKA YOLCUSU KALMASIN; İLK DURAĞIMIZ ANCHORAGE için lütfen tıklayın

2- ALASKA; ANCHORAGE’DAN SEWARD’A için lütfen tıklayın

3- ALASKA GEMİ TURUNA BAŞLARKEN… HUBBARD BUZULU VE BAŞKENT JUNEAU için lütfen tıklayın

4- ALASKA’DA ALTINA HÜCUM; SKAGWAY’DEN YUKON TOPRAKLARINA için lütfen tıklayın

5- “ICY STRAIT POINT”; ALASKA’DA DOĞANIN PEŞİNDE için lütfen tıklayın


 DİLER COŞKUN

06 Eylül, 2022

“ICY STRAIT POINT”; ALASKA’DA DOĞANIN PEŞİNDE

 

Gemi ile Güneydoğu Alaska yolculuğumuzun dördüncü günü. İlk gün Kuzey Amerika’nın en büyük buzullarından olan Hubbard Buzulu’nu görmüş, ertesi gün başkent Juneau’da demirlemiştik. Üçüncü gün ise Klondike Altına Hücum Göçü’nün başladığı yerde, Skagway’de, nostaljik bir turla aralamıştık tarihin sayfalarını... Bugün “Icy Strait Point”deyiz.

Daha kısa bir adı olmadığı için üzgünüm, ama “Buzlu Boğaz Noktası” anlamına geliyor “Icy Strait Point”. “Özel mülkiyet” deniyordu bu liman için; pek anlam veremezken başlangıçta, “Alaska Yerlileri Kooperatifi”ne ait olduğunu öğrendim sonradan, ve o zaman anladım adının neden kısa ve tek kelime değil de, bir tanımlama olduğunu. Evet, coğrafi olarak “Buzlu Boğaz” olarak adlandırılan yerin hemen kıyısındayız.

Daha önce denk gelmediğim şekilde uzun ve deniz seviyesinden epey yüksekte kurulu bir düzenekten inerek, adım atıyoruz gemiden karaya. Chichagof adası burası, ve sadece bir yerleşim var. O da 716 nüfuslu Hoonah köyü. En büyük özelliği, Güneydoğu Alaska yerlileri olan Tlingit’lerin en yoğun oldukları yerleşim; bir Tlingit köyü yani.

Diğer limanlardan birkaç saat daha az kalacağız burada; inadına da yapmak istediğim o kadar çok şey var ki! Ben doğaya yönleniyorum; önce denizde balinaları görmeye, ardından da doğa yürüyüşü yapmaya…

Sabah bir tekne ile alınıyoruz limandan. Asıl amaç balinaları izlemek olsa da “Balina ve deniz memelileri gezisi” demişler adına. Yirmi- otuz kişilik bir tekne kabaca. Tepede içimizi ısıtan pırıl pırıl bir güneş, önümüzde masmavi çarşaf gibi bir deniz, yemyeşil adalar, adacıklar ve kulağımızda kaptanımızın rehberliği…

Tekne ile limandan uzaklaşırken; “Icy Strait Point”, Alaska

Tekne ile limandan uzaklaşırken; “Icy Strait Point”, Alaska


Yaklaşık yarım saat sürüyor yolculuk. Bu gezide balina görmemek gibi bir ihtimal yok; yani tam yaşam alanlarındayız. “Alaska’da balinalar ve diğer deniz memelilerini izleme kuralları” kaptanımız tarafından dile getiriliyor,  uygulanıyor ve ayrıca her gözün görebileceği bir yerde de asılı duruyor. Buna göre; tekneler balinalardan en az yüz metre uzakta durmalı, balinalar tekneler arasında veya tekneler ile kıyı arasında kuşatılmamalı- tuzağa düşürülmemeli, bir balina yaklaşırsa tekne boşa alınmalı ve geçmesine izin verilmeli. Ayrıca gözlem süresi de otuz dakikayı aşmamalı.  

Biz de öyle yapıyoruz. Yarım saat boyunca havaya su püskürtmelerini, ki bu yerlerini tespit etmede bir ipucu oluyor bize, daha sonra heybetle zerafeti birleştirmiş bir şekilde su yüzüne çıkıp- dalmalarını, kuyruklarının edasını ve güzelliklerini izliyoruz kambur balinaların. Evet, malum, balinaların da türleri var ve buradakiler “kambur balinalar” (“humpback whales”).

Kambur balinalar; “Icy Strait Point”, Alaska

Kambur balina; “Icy Strait Point”, Alaska

Kambur balinalar; “Icy Strait Point”, Alaska


Basılı ve görsel yayınlar dışında, canlı canlı görmüşlüğüm vardı farklı balina türlerini; dünyanın çeşitli yerlerinde, bir takım su ve eğlence parklarında. Böyle doğal ortamlarında ise ilk defa gözlüyordum. Burada varlıklarına ve doğal yaşam alanlarına gösterilen saygı çok hoşuma gitmiş, beni duygulandırmıştı doğrusu. Ama ya o havuzlarda görmüş olduğum balinalar! Bu durumla biraz çelişkili değil miydi?!

Kafam karışmış bunları düşünürken, dönüş yolunda su samurlarına rastlıyor ve kırmızı bir şamandıra üzerinde güneşlenen fokun keyfine şahitlik ederek bitiriyorduk yolculuğu…

Şamandıra üzerinde fok; “Icy Strait Point”, Alaska

Şamandıra üzerinde fok; “Icy Strait Point”, Alaska


*

Öğleden sonra da kısmetimizde doğa yürüyüşü var; El değmemiş doğada yürüyüş.

Limandan minibüsle alınıyoruz. Hoonah köyünün içinden geçerek, yürüyüş yapacağımız yerin başlangıcına geliyoruz. On iki kişilik küçük bir grup aslında, ama iki rehberimiz var. Aynı zamanda şoförümüz de olan rehberlerimiz, yürüyüşe başlamadan önce kısaca aydınlatıyor bizi. Her an ayıya rastlamamız mümkünmüş. Bu durumda koşmamak, panik yapmamak, gerekirse sakince konuşmak, büyük kitle izlenimi vermek için grupça kalmak, gruptan ayrılmamak gerekiyormuş. Koşmanın bir faydası olmazmış, zira ayılar saatte 40 km hızla koşabilir, ağaca çıkabilir ve yüzebilirlermiş! Önce masal gibi dinledik, ama yürüyüşe başlamadan önce rehberimizin, minibüsün bagajından bir tüfek çıkarıp, omzuna takmasıyla kavradık işin ciddiyetini. İki rehber de belki bu yüzdendi; birisi grubun önünde giderken, diğeri arkadan gelerek, kimsenin gruptan kopmamasını garantiliyordu.

Hem yürüyor, hem bilgileniyorduk. Üzerinde bulunduğumuz Chichagof adası, ABD’deki en büyük beşinci ada imiş. Dünyada metrekareye en fazla ayı düşen yer aynı zamanda. 121 km uzunluğunda, 80 km genişliğinde, girintili, çıkıntılı  bir yapıda. Burayı kaplayan ve şu anda içinde bulunduğumuz orman ise Tongass Milli Parkı. Tongass Milli Parkı, sadece bu adayı değil, Güneydoğu Alaska’nın çok büyük bir bölümünü kaplayan bir orman. Dünyadaki en büyük ılımlı yağmur ormanı ünvanına sahip. Yüzölçümü 64 bin km kare; ya da şöyle söyleyeyim, Türkiye yüzölçümünün 11’de biri kadar.

Muhteşem manzaralar eşliğinde, doksan dakikalık bir yürüyüştü bu. Yol boyunca orman ve çevresi hakkında bilgilenirken, bir yandan da yöreye özgü orman meyvelerini görüyor, rehberimizin onayı ve ikramıyla tadıyorduk. İngilizcede “berry” ile biten bir çok meyve, Türkçede “kırmızı orman meyvesi” olarak tanımlanır. Bir kısmı da ülkemizde yoktur hatta. Burada karşılaştığımız orman meyveleri; “thimbleberry”, “salmonberry”, “elderberry” (mürver) ve “blueberry” (yaban mersini).

“Timbleberry” hakkında özel bir bilgim yok. “Salmonberry” ise adını somonlardan alıyor; çiçek açmaları, somonların nehre geri dönmelerinin habercisi oluyormuş.

“Thimbleberry”; Chichagof adası, Tongass Milli Parkı; Alaska

“Salmonberry”; Chichagof adası, Tongass Milli Parkı; Alaska

“Elderberry” (mürver), Chichagof adası, Tongass Milli Parkı; Alaska

“Blueberry” (yaban mersini); Chichagof adası, Tongass Milli Parkı; Alaska


İlerledikçe kadrajıma sığdıramayacağım uçsuz bucaksız mavilik ve yeşillikler; ayrı bir kara parçası gibi duran, ama üzerinde bulunduğumuz adanın devamı olan yemyeşil alanlar. Daha önce pek vurgulamamış olsam da, Alaska gezimiz boyunca hemen her yerde gelgit olayını duymuş, çoğuna da şahitlik etmiştim. Bu bölgede de deniz suyu yedi metreye kadar (24 feet) değişiklik gösterirmiş. Denizin içeriye girinti yapmış olduğunu gördüğümüz bir çok yerde beş saat içinde hiç su kalmayacağını söylüyordu rehberimiz.

  Muhteşem manzaralar kadar, doğal yaşlanmış, kurumuş ağaçlar dikkatimi çekiyordu; vakitsiz kesilmemişler, yakılmamışlar… Doğal ölüm yani! Bir yandan da genç fidanlar...

Ladin, sedir gibi iğne yapraklı ağaçlar yoğunlukta; aslında ben tanıyamaz, adlarını bilemezdim de, rehberimiz öyle söylüyordu.

Spassski adası, Spasski dağı, Spasski nehri, Spasski nehir vadisinden söz etti, belki de gösterdi belli başlı olanları. Buraları keşfeden mütevazi Rus imiş, hepsine kendi adını veren!

Chichagof adası, Tongass Milli Parkı; Alaska

Chichagof adası, Tongass Milli Parkı; Alaska

Chichagof adası, Tongass Milli Parkı; Alaska


Bu arada sadece burada değil, Alaska gezimiz boyunca ormanlarda gördüğüm pembe-mor zarif çiçeklerinfireweed” olduğunu öğreniyorum. Yeşilin üzerine pek de yakışıyor.

“Fireweed”, Chichagof adası, Tongass Milli Parkı; Alaska


Rehberimizi de tanıyoruz aynı zamanda. Başka bir eyalette üniversite öğrencisi, yazları Alaska’da rehberlik yapıyor. Ne şanslı diye düşünüyorum, hem akademik eğitim alıp, hem de doğanın içinde bulunabiliyor... Bu arada sırt çantasından birşeyler çıkarıyor ve “sizin için hazırladım” diyor. Kendi elleriyle toplamış olduğu “fireweed”den yapmış olduğu reçel ve buna bandırıp yememiz için kraker. Bu zarif düşünce, günün sürprizi oluyor bizim için.

“Fireweed” reçeli, Alaska


Yavaş yavaş yaklaşıyoruz yürüyüşün sonuna. Ayı ayak izi görüyoruz bir yerde, ama hayır ayıya rastlamıyoruz. Bu kadar ayının olduğu yerde ayı görememek! Bu iyi mi, kötü mü bilemiyorum…!

Doğal ortamında ayıları izleyebilmenizi garanti eden turlar da vardı başlangıçta. Spasski nehir vadisi turu bunlardan biriydi; hatta ayıların nehirdeki somonları yakalayıp yemelerine şahitlik etme ihtimali de sunuyordu. Kimbilir sadece ayılar değil, belki kel kartallar da gelirdi somon avına…

Chichagof adası hatırası, Tongass Milli Parkı; Alaska

*

Yürüyüş sırasında ada, orman, buradaki doğa hakkında bilgilenirken, minibüsle gidip, gelirken de Hoonah köyü hakkında birşeyler duyuyorduk.

Hoonah, “Kuzey rüzgarı için sığınak” anlamına geliyormuş. Köyün adada, ya da bölgedeki tek yerleşim olduğunu, nüfusunun 716 olduğunu ve Tlingit’lerden oluştuğunu biliyoruz artık. Başka bir ifadeyle; bölgede sadece yerliler yaşıyor; doğa ile iç içe, doğa ile barışık... Kendi kendine yeten bir ada olduğunu vurguluyor rehberimiz; değirmeni var, suyu var, elektriğini üretebiliyor. Hatta suyu çok güzel, klora gerek olmadan filtre edilip içiliyor.

İki kilise var köyde; köydeki en eski bina olan Rus ortodoks kilisesi ve Presbiteryen katolik kilisesi. Bütün köy bu ikisi arasında yer almakta. Aslında 1944’de büyük bir yangın olmuş ve bütün köy yanmış. Köyün yeniden inşası sırasında tercih edilmiş bu iki sağlam bina arası.

Köyde hastane yok, bir buçuk yıldır hemşire var. Yazın haftada iki tekne geliyor, başkent Juneau’ya gidiyor. Altı kişilik küçük uçakları da var; öyle binişte ne kontrol, ne  prosedür istemeyen…

İlkokulu da var, bu yıl yedi mezun veren…

Nüfus yedi yüz civarında olsa da, yazları geçici işçiler geliyorlarmış tabii ki. Ve tabii yine yazları gelen, giden, buralara doyamadan ayrılan turistler var, bizim gibi…

Ne içimde kaldı biliyor musunuz? Köyü ziyaret edememek. Aslında böyle bir tur da vardı; köyü ziyaret ederek yerlileri tanıma; onların kültürlerine, müzik ve danslarına şahitlik etme fırsatı, ama fotoğraf çekmek yasaktı! Yanımda anı olarak götürebileceğim fotoğraf olmaması kalbimi kırmıştı; her şeyi birden yapamayacağıma göre, yine ilgi alanımda kalan doğaya yönlenmiştim ben de.

Ve bu doğa turlarının sonunda, başında da olduğu gibi limanda oyalanacak zaman kalmıştı biraz. Bir milden uzun bir “zipline”ın varlığı, su sporları yapma fırsatının olduğu ve bir kaç da restoran dikkatimi çekti yürürken.

“Daha önce denk gelmediğim şekilde uzun ve deniz seviyesinden epey yüksekte kurulu bir düzenekten inerek adım atıyoruz karaya” demiştim ya, onu algılama fırsatı da oldu; gelgit. İskeleye uzanan kütük ayaklardaki nem ve üzerindeki yeşillikler de ayrı ipucu veriyorladı bu doğa olayı hakkında.

Gemiden çıkış düzeneği; “Icy Strait Point”, Alaska

Nemli, yeşermiş kütükler; “Icy Strait Point”, Alaska

Liman; “Icy Strait Point”, Alaska

Huzurlu, sakin sahilde dolandım biraz da; doğa ile uyumlu birkaç yapı, banklar, kütükten oturma yerleri… Bıraksalar bir kaç gün kalabilirim diye geçirdim içimden. Ama dediğim gibi, her zamankinden daha az kalıyorduk bu limanda, bu “Buzlu Boğaz Noktası”nda…

Doğal ortamlarında kambur balinaları görmüş, eğer bir şov değilse, yaşam alanlarına gösterilen saygıya şahitlik etmiştim. Dünyada ayı yoğunluğunun en fazla olduğu adayı da kaplayan, ve ayrıca dünyanın en büyük ılımlı yağmur ormanı olan Tongass milli parkında oksijen solumuş, yürüyüş yapmış, orman meyvelerini tatmış ve yeni bilgilerle donanmıştım. Nehirde somon yakalayıp yiyen ayıları görme, yerlilerin kültürlerine şahitlik etme fırsatını ise geride bırakmıştım. Dediğim gibi, hepsini birden yapabilecek zaman yoktu ve ben bir şeyleri tercih etmenin, başka bir şeylerden vazgeçmek olduğunu zaten çoktan öğrenmiştim. Yapabildiklerimi içime sindirerek, yapamadıklarımı kalbime gömerek gelmişti ayrılma vakti…

Bir sonraki limanımız Ketchikan. “Alaska’nın ilk şehri” demişler, “somon başkenti” demişler; bakalım neler görüp, neler yaşayacağız, neler hissedeceğiz... Ketchikan’da buluşmak, oradan da Alaska’ya veda etmek üzere, şimdilik hoşçakalın. Ve hep sevgiyle kalın… 

*

Bundan önceki Alaska yazılarım sırasıyla;

1- ALASKA YOLCUSU KALMASIN; İLK DURAĞIMIZ ANCHORAGE için, lütfen tıklayın

2- ALASKA; ANCHORAGE’DAN SEWARD’A için lütfen tıklayın

3- ALASKA GEMİ TURUNA BAŞLARKEN… HUBBARD BUZULU VE BAŞKENT JUNEAU için lütfen tıklayın

4- ALASKA’DA ALTINA HÜCUM; SKAGWAY’DEN YUKON TOPRAKLARINA için lütfen tıklayın

Bundan sonraki Alaska yazım;

6- KETCHIKAN, ve ALASKA’YA VEDA EDERKEN… için lütfen tıklayın