Karayipler gemi turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Karayipler gemi turu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart, 2017

DENİZLERİN CAZİBESİ; "ALLURE OF THE SEAS"



Bahsetmiştim, “En”lere meraklı oğlum, 2010 yılının yaz aylarında, henüz yapım aşamasında olan "Dünyanın En Büyük Gemisi” ile seyahat etmemiz için ikna etmişti bizi. Ve henüz değil suya inmek, yapımı dahi tamamlanmadan, 2011 Sömestr tatili için almıştık biletlerimizi, aylar öncesinde.

Bu gemiyle Batı Karayipler gezisi yaptık. Bir hafta süren bu gezide üç kez, üç ayrı limanda demirledik, oradaki aktivite ve tur seçeneklerini değerlendirdik. “Haiti Kültür Turu!” ve “Meksika’da Konuk Olmak; Costa Maya ve Cozumel” başlıklı yazılarımda paylaşmıştım buradaki deneyimlerimi.

Şimdi sıra geldi, gemiyi anlatmaya. “Allure of the Seas” geminin adı, Türkçeye çevirirsek “Denizlerin Cazibesi”. “Royal Caribbean International” adlı şirkete ait. Şirket tüm gemilerini böyle adlandırıyor: “... of the Seas”, yani “Denizlerin ...i” şeklinde. Ve o boşluğu cazip birşeyler bulup dolduruyor, bu sefer “Cazibe” olmuş, “Denizlerin Cazibesi”.

Yapım aşamasında ikiz olarak planlanan gemilerden birisi bu, diğeri “Oasis of the Seas”, yani “Denizlerin Vahası” idi. Gel gelelim yapım tamamlanınca, “Allure”, ki bizim ailede adı böyle kaldı, Oasis’ten 5 cm uzun oldu. Bu da onu “Dünyanın En Büyük Gezi Gemisi” yaptı. Yapıldığı yıl olan 2010 yılında öyleydi,  2016 yılının Mayıs ayına kadar da öyle kaldı.

Evet, bugün bu ünvanını “Harmony of the Seas”e verdi. “Kaptırdı” demiyorum, çünkü aynı firma artık yeni bir “en büyük gemi yapma kararı” ile az farklılıklar ekledi bu “oasis” sınıf gemilerine ve Mayıs 2016’da ilk seferlerine başlattı. Ama ben gezdiğimde, ve yine yakın bir tarihe kadar en büyük gemi olan “Allure”u anlatacağım size, daha önce söz verdiğim gibi, çünkü görüp-yaşadığım o.

Buyurun, “ALLURE OF THE SEAS”…

Önce bir kaç rakam paylaşmak istiyorum sizinle...

Geminin boyu 362 metre (1187 feet), bir kilometrenin üçte birinden fazla yani. Eni 63 metre (208 feet). Deniz seviyesinden yüksekliği ise 64 metre (213 feet). 16 katlı, evet, on altı. 6300’e kadar yolcu kapasiteli, çalışan sayısı ise 2400. Yani toplam 8700 kişi barındırabiliyor bünyesinde ve bu kişileri 1 hafta boyunca denizde ağırlıyor.

“Dünyanın en büyük gemisi” olmasının yanı sıra, böyle bir gemide yer alan “ilk”lerle de reklam yapıyordu şirket, daha yapım aşamasında.

“YEDİ MAHALLE” demişler, yedi bölgeye ayırmışlardı gemiyi. Siz içindeyken her birini ayrı ayrı fark etmeseniz de, geminin tanıtımında bahsediliyordu bu yedi ayrı mahalleden...

Bunlardan birisi “CENTRAL PARK”. Evet, bu gemideki ilklerden biriydi. Geminin sekizinci katında, üstü açık, gökyüzü manzaralı, tamamen canlı bitkilerle oluşturulmuştu. 56 ağaç ve 12 binden fazla bitki kullanılmıştı. Etrafında güzel dükkanlar ve restoranlar barındıryor; dükkan ve restoranların üzerinde ise Central Park manzaralı kamaralar yükseliyordu.

Central Park’ın bir bölümü, “Allure of the Seas”
Central Park’ın bir bölümü, “Allure of the Seas”
Central Park’ın bir bölümü, “Allure of the Seas”

Buradaki dükkanlardan bir tanesi, Britto Sanat Galerisi. Bu galeri, ilk defa denizde yer alıyordu. Çok keyifli ve rengarenk bir galeri ve aynı zamanda mağaza. Romero Britto, Brezilya kökenli bir sanatçı, “pop art” tarzında çalışmaları var. Kullandığı canlı renkler ile umut ve mutluluk vaad ediyor. Bir çok eseri ya da eşyayı toplayıp eve getiresiniz geliyor.

Britto Sanat Galerisi ve Mağazası, “Allure of the Seas”

Buraki başlıca restoranlar ise;  Bir meze ve şarap evi olan “Vintages”, bir İtalyan restoranı olan “Giovanni’s Table”, ayrıca  “Chop’s Grill Steak House” ve “150”.

Central Park’ın altında “ROYAL PROMENADE” var. Central park’ın ortasında, yerdeki camekanlar, aslında Royal Promenade’in tavanınındaki cam kubbeyi oluşturuyor ve buradan da gökyüzünü görmek mümkün.

Burada bir Starbucks dikkati çekiyor; “Denizdeki ilk Starbucks” ünvanıyla...

“Starbucks”, “Royal Promanade”, “Allure of the Seas”

Pratik birşeyler atıştırmak için, oldukça merkezi konumda, yan yana iki keyifli ortam mevcut; Sorrento’s ve Cafe Promenade. Bunlarda hemen her zaman pizzanız, pratik atıştırmalıklarınız, tatlınız, çay ve kahveniz, suyunuz hazır. Ekstra bir ücret ödemenize gerek olmayan, gemi ücretine dahil olan bu iki mini “cafe”, neredeyse tüm gün ve gece açık.

Royal Promanade”, “Allure of the Seas”
“Sorrento’s”, “Royal Promanade”, “Allure of the Seas”

The Cupcake Cupbard oldukça şirin. Sevenler için buradan “Cupcake” satın almak mümkün. Ayrıca zaman zaman “cupcake” dekore etme dersleri mevcut. Katılmasanız da, katılanları izlemek ve keyiflerine ortak olmak güzel.

“The Cupcake Cupboard”, “Royal Promanade”, “Allure of the Seas”

Piyano etrafında toplanıp şarkı söylemek için çok güzel bir ortam olan  Schooner bar da burada.

Hiç yararlanmamış olsak da burada ayrıca, On air adında karaoke kulüp, Bolereos adında disko, ayrıca Bow & Stern Pub ile Champagne and Martini Bar yer almakta.

Dikkati çeken bir başka bar da “Rising tide bar”; orijinal adı bu. 5-8 katlar arasında yer değiştiren, “inip-kalkan bar” yani. Buradaki film çekimine denk geldik, yüksekten izlemek keyifliydi.

“Rising Tide Bar” ve önünde sergilenen bir araba, “Royal Promanade”, “Allure of the Seas”

  Normalde fark etmediğiniz açılan köprü var, açılıp minik bir yol oluyor, Royal Promenade’in üzerinde, sokak gösterilerinde burada da dans eden sanatçılar oluyor. Kaptan resepsiyonunda da konuklara buradan sesleniyor. 

Royal Promonade’in devamı “BOARDWALK”.

Hemen bir Atlı karınca dikkati çekiyor, ağaçtan oyularak yapılmış, ve yapım aşamasına ait örnekler de hemen atlı karıncanın bulunduğu meydanda.

Atlı karınca ve yapım aşamaları, “Boardwalk”, “Allure of the Seas”

  Ayrıca Komik aynalar mevcut, benim çocukluğumun lunaparkının aynaları. Sizi şişman, zayıf, orantısız, yamuk yumuk yapan, tuhaf ve komik gösteren aynalar. Yanından geçerken bakmadan duramıyorsunuz.

Tırmanma duvarları da var, iki tane, 13’er metrelik. Çocuklara, gençlere ve tüm sporseverlere...

Bir de “Aquatheater” yer almakta, geminin kıçında, açık bir mekan, 600 kişilik. Muhteşem sahne, muhteşem şovlar sergileniyor. Dümdüz platform olabildiği gibi, şov dırasında tramplenden atlamaya izin veren derin bir havuza da dönüşebiliyor. “OceanAria” adlı “Royal Caribbean” şirketinin yapımı burada sergileniyor. Dansçılar, akrobatlar, dekor, teknik, espriler... Hepsi ayrı ayrı dikkat çekici, çok keyifli, ve bence çok etkileyici. Gerçek bir alkışı hak ediyor.

 Başka gösterilere de sahne oluyor, “Aquatheater”. Örneğin geminin ilk hareketinde “DreamWorks” kahramanları eşliğinde bir kalkış partisi burada yer almıştı. Her köşede farklı bir aktivite yer alırken, biz buna rastlamıştık kocaman gemide. Müzik eşliğinde fıskiyelerin dansı olan “fountainshow” da oluyormuş ayrıca, ben kaçırdım.

“Aquatheater”, “Allure of the Seas”
“Aquatheater”, “Allure of the Seas”

HAVUZ VE SPOR BÖLGESİ  (“THE POOL AND SPORTS ZONE”) var. Dinlenme, güneşlenme, yüzme bölgesi burası. Özellikle çocuklar ve küçük çocuklu aileler için keyifli. Mini bir “aquapark” barındırıyor bünyesinde. Bol bol havuz var, hem çocuklar, hem erişkinler için. Erişkinler için olanlar öyle uzun uzadıya yüzecek ebatlarda değil, ıslanmak ve ufak hareketlere izin veriyor ancak. Aslında belki de sorun ebatlarda değil, aşırı kalabalık olmasında. Şezlong konusunda ise hiç bir problem yok. Bol bol şezlong mevcut, fazlasıyla. Öyle tatil köylerindeki gibi önceden şezlong kapmaya da gerek yok. Havuzların yakınında barların olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Bir de çocukların dondurma alabilecekleri makinalar mevcut, kimi zaman bozulsa ve “su” koyverse de, evet cıvık cıvık aksa da bu bölgede rastlayabilecekleriniz arasında.

Güvertede bir bölüm (gece) “Allure of the Seas”

  Bu bölgede benim en sevdiğim yer, jakuziler. Dört tane jakuzi, var, okyanus manzaralı. Yer bulma genellikle sorun olmuyor.

Jakuzilerden biri, “Allure of the Seas”

  Sörf simülatörü pek keyifli. Hoca da var, özel giysileri kiralayıp, sörf dersi alabiliyorsunuz. O zamanlar 12 yaşında olan kızım denedi. İzlemek bile çok keyifli idi. 30 km hızla ters yönden gelen suya karşı sörf yapmak. Küçük bir alan ama başarılı ve etkin, gayet kullanışlı, eğlenceli.

Mini golf var ayrıca. Gemiye girer girmez ilk keşfettiğimiz yer. Daha gemi hareket dahi etmeden, hemen denedik, sanki hayatımızın olmazsa olmazı gibiydi mini golf. Sonra da bir daha yüzüne bakmaya fırsat olmadı, deneyecek, yapacak onlarca şey varken.

Mini golf,  “Allure of the Seas”
 “Zip-line” var bir de, adrenalin sevenlere...


FITNESS VE SPA MERKEZİ (“VITALITY AT SEA AND FITNESS CENTER”) de mevcut gemide. Fittness aletleri barındırıyormuş bünyesinde ve de spa merkezi. Güzellik salonu da varmış, ama bizim ihtiyacımız yoktu.

Gelelim GENÇLERİN BÖLGESİ’ne (“YOUTH ZONE”)... Erişkinlere kapalı bir bölge, ciddi ciddi yasak girmeniz, 18 yaşın üzerindeyseniz. Ama ben bir gece çocukları ararken girdim. “Girdim” derken, bir kaç metre içeri sızdım, gövdem daha gerilerde olsa da, kafam bedenimden epey ileride, gözlerim ve kulaklarım dört açık...  Atariler, müzikler, oyunlar, dünyanın çeşit çeşit ülkesinden gençler ve muhabbet. Keyifli duruyordu.

EĞLENCE VE GÖSTERİ MERKEZİ (“ENTERTAİNMENT PLACE”) deyince ise ilk aklıma gelen geminin ana tiyatrosu “Amber theater”. Üç katlı, 1380 koltuk kapasiteli. Broadway müzikali olan “Chicago”yu burada izlemiş ve çok etkilenmiştim. Gemide olduğumun bile farkında değildim. Hafif bir sallanma hissettiğimde, “deprem mi acaba?” diye düşünürken okyanusun ortasında olduğumu hatırladım.

“Blue Planet” adlı gösteri ve “Headliner Show” da dönüşümlü olarak bu sahnede yer alıyor.

Ayrıca bir de Buz pateni pisti var. Bunu da kızımla oğlum değerlendirdi. Bir akşam da çok güzel bir şov izledik burada. “Monopoly” adında, bildiğimiz oyunun bir canlandırması idi buz üzerinde, rengarenk ve sempatik, bitsin istemediğiniz türden.

Ayrıca gece kulüpleri, barlar mevcut. Caz ve Blues dinleyebileceğiniz “Jazz on 4”, “Blaze” adlı disko, ve 18 yaş üzerinin girebildiği Komedi Kulübü (Comedy Club) de keyfini çıkarabileceğiniz yerler, bize fırsat olmadıysa da.

Evet. Kabaca bahsettim mahallelerden, tabii ki hepsi keskin sınırlarla ayrılmamış, çoğu iç içe. Ama gemide olduğunuzu hissetmiyorsunuz öyle kolay kolay. Tatil köyü desem, kesinlikle değil, çok daha ötesi.  Bir kasabanın sahip olacağı nüfusla, bir kasabada yaşayabileceklerinizden çok daha fazlasını yaşıyorsunuz bir haftada...

Fiziksel yapıdan bahsederken, bir kaç yeme alternatifinden de bahsettim. Ama gelelim ana başlık olarak GEMİDE YEME-İÇME’ye. Gemide bir ana restoran var. Üç katlı, çok şık, çok zevkli. Hani şu kristal avizeli, kıvrılarak inen merdivenli ve özenli masalı. Çok güzel menülere sahip. Her akşam bulabileceğiniz sabit yedi-sekiz çeşit ana yemek var. Bunun dışında bir de menünün her akşam değişen kısmı: En az yedi-sekiz çeşit  başlangıç, bir o kadar çeşit ana yemek ve tatlı seçeneği var. Siz bir başlangıç, bir ana yemek ve bir tatlı seçiyorsunuz. Hem lezzetli, hem sunumları güzel. Çeşit çeşit taze ekmekleriniz de her zaman hazır. Bu restoran gemi ücretine dahil. Su dışındaki içecekler ise ücretli.

Ana restorana gitmeyeyim, daha serbest ve sportif dolanayım derseniz, tatil köylerindeki açık büfeler tarzında, neredeyse tüm gün elinizin altında bir alternatif var: Windjammer Cafe. Sabah kahvaltısı ve öğle yemeği için ideal bence. Çok zengin çeşitlere sahip. Gemi çok farklı ülkelerden konuklar ağırladığı için, farklı kültürlere ait yiyecekleri de bulabilir ve tadabilirsiniz, tabii ki ‘self servis’. Bu da gemi ücretine dahil bir restoran. Tatil köylerindeki gibi kalabalık, gürültü olabilir, ama deniz görür ve sabah, öğle, akşam geniş bir zaman diliminde açıktır. Burada da basit içecekler ücretsizdir.

Diğer ücretsiz ve uzun soluklu açık restoranlar daha önce de adını andığım Sorrento’s Pizza, onun yanındaki Cafe Promenade’dir. Zamansız acıktığınızda, ya da çay, kahve, su gibi birşeyler içmek istediğinizde hizmetinizdedir. Geminin iç kısmında, rahat ve keyiflidir.

Bu bahsettiklerim fiyata dahil olan restoranlardı. Gayet yeterli, fazla bile... Ama ben farklı ve özel birşeyler istiyorum, ya da değişiklik olsun derseniz de çok fazla seçenek var, ekstra ödeyeceğiniz.

Bunlardan birisi Samba Grill, Brezilya restoranı. Hafif başlangıçlar sonrası, sırayla çeşit çeşit etler geliyor, önünüzde kesilerek servis ediliyor. Et-severler için muhteşem.

Samba Grill’e Hoş geldiniz,  “Allure of the Seas”

Başlangıçlar, “Samba Grill”, “Allure of the Seas”

“Samba Grill”, “Allure of the Seas”

Rita’s Cantina adlı bir de Meksika Restoranı var gemide, bunu da değerlendirdik ailece. Çocuklar ayrıca, Johnny Rockets adlı Amerikan “fast food” restoranını ihmal etmediler.

“Johnny Rockets” ve “Rita’s Cantina”, “Allure of the Seas”

“Rita’s Cantina”, “Allure of The Seas”

Bunlar bizim deneyimlerimizdi, ama toplamda 25 yeme-içme alternatifi barındırmakta gemi.

GEMİDE SPORTİF FAALİYETLER’den bahsetmiştim mahalleleri anlatırken. Evet; havuz, fitness, yürüyüş, minigolf, buz pateni, sörf simülatörü, zip-line... Voleybol ve basketbol sahaları da varmış, ama ben denk gelmedim.

 GEMİDE SAHNE SANATLARI’ndan da bahsetmiştim. Beni en etkileyen kısımlar olduğunu söylemeliyim. Gösterilerden bir kısmı bir kaç gece yer alıyor, gideceğiniz akşam için rezervasyon gerekiyor. Dediğim gibi “Chicago” müzikalini buradaki ana tiyatroda izledim. Ayrı akşamlarda izlediğim “Blue Planet” adlı gösteri, ve “Enstrümansız müzik” olan “Acapella” yapan grup inanılmaz etkileyici idi. “Oceanaria” adlı şov “Aquatheater”daydı. “Monopoly” adlı buz pateni şovu da cıvıl cıvıl ve esprili idi. Boş akşamınız olmuyor sonuçta, hemen her akşamınız ayrı ve güzel değerlendiriliyor.

GEMİDE CASİNO olduğunu söylemedim galiba. Evet, kumar olarak mı görürsünüz, eğlence olarak mı bilmem ama, belli başlı müdavimleri ile çok renkli bir alan Casino da.

GEMİDE GÖRSEL SANATLAR da mevcut. Yağlı boya tablo sergisi ve açık arttırma ile satışı da mevcut. Onun dışında geminin dekorasyonunun da ayrı bir sanat, ayrı güzellik olduğunu vurgulamalıyım.

“Allure of the Seas”; geminin içinden bir bölüm

“Allure of the Seas”; geminin bayan tuvaleti

GEMİDE SAĞLIK VE GÜZELLİK derseniz, ücret karşılığı doktor, spa ve güzellik merkezlerinden yararlanmak mümkün.

Gelelim GEMİDE ALIŞ-VERİŞ’e… Çok sayıda mağaza var. Belli bazı markalar ile oldukça kaliteli ürünler, ya da hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Ama şunu da paylaşayım, o kaliteli dükkanların önündeki meydan, yolculuğun sonuna doğru bir anda tezgahlarla doluyor, indirimli olduğu bildirilen ürünler çıkıyor meydana; şapkalar, saatler, takılar, gözlükler, hediyelikler... İşte o biraz Pazar ya da işporta görünümü yaratıyor , “geel vatandaş geel..” türünden.

Evet. Gemi hakkında bildiklerim, yaşadıklarım bunlar. Eminim bilmediğim ve gitmediğim çok köşesi vardır.

Şu veya bu gemi, şu veya bu rota, çok da önemli değil; denememiş olanlara öneririm bir gemi yolculuğu. Öyle çok uzaklara gitmek de şart değil; bizim ülkemize uğrayan, buradan hareket eden gemiler de var.

İnanın hiç sıkılmazsınız gemi seyahatinde. Her an değişik zevklere hitap eden aktiviteler mevcuttur. Otobüs turlarındaki gibi, her uğradığınız şehirde yeni bir otele yerleşme, valiz toplama derdi de yoktur üstelik. Limanda inerken, gemide verilen kimliğiniz ve cüzdanınız olsun yeter. Gezersiniz, gelirsiniz, kamaranız ve yatağınız sizi bekliyor olur. Gecenizi de yaşarsınız dolu dolu. Bir kalkarsınız ertesi gün, yeni bir yer. Yeni bir yer olmaz bazen, yolculuk sürer, ama sıkılmazsınız asla. En büyük dezavantajı ise, uğradığınız limanda genellikle en fazla 12 saat kalmanızdır. İstemeye istemeye ayrılmaktır bazen; tekrar gelme, doya doya gezme, hatta uzun uzun kalma umuduyla…

Bitiriyorum yazımı... Gemiyi anlatan bir tanıtım filmi de ilave ediyorum, arzu edenlere... Keyifli seyirler :)



   İçinizden gezme aşkı hiç eksik olmasın. Sağlıcakla kalın :)

       DİLER COŞKUN
...


11 Ağustos, 2015

MEKSİKA'DA KONUK OLMAK; COSTA MAYA VE COZUMEL


“Hola”.

Madem Meksika’dayız, İspanyolca “Merhaba” demek istedim size.

Yucatan yarımadasında, Costa Maya’dayız. Bir eve konuk olup, öğle yemeğimizi yiyeceğiz. Buyurun, hep beraber.

Böyle bir tur seçmemdeki amaç malum, farklı kültürlere olan merak. Bir de şu Maya uygarlığı...

Meksika’da, İspanyollardan önce Mayaların yaşadığı bölge Yucatan yarımadası. Konuk olacağımız ev de kısmen Maya geleneklerini yansıtan bir ev olacak.

Ne zaman mı yaptım bu turu? 3 Şubat 2011, hani şu gemi ile Batı Karayipler gezisi sırasında. Hatırlarsınız, yedi günlük bir turdu bu. Üç gün, üç ayrı limana uğrayacak ve gün boyu o bölgede gezilebilecek yerleri değerlendirecektik. İşte, karaya ayak bastığımız ikinci gündü bu, Costa Maya ziyareti olan.

Çocuklar, Labadee-Haiti’den sonra tekrar “zip-line” yapmak istemişler, eşim  de onlara eşlik ederek, hep beraber daha maceracı bir tur almışlardı. Ben ise kararlıydım: Meksika’da bir eve konuk olacak ve Maya uygarlığı hakkında öğrenebileceğim ne varsa öğrenecektim.

Gemiden dışarıya adımımı attım, yine güneşli bir gün, ve de etraf çok renkli. Hiç bir tur almasanız da burada güneş, havuz, şezlonglar ve ayrıca dükkanlar sizi bekliyor. Ama bunlar o günlük benim ilgim dışında idi.

Costa Maya, Meksika. Gemiden limanın görüntüsü

Costa Maya, Meksika. Demirlediğimiz liman

Costa Maya, Meksika. Demirlediğimiz liman

Costa Maya, Meksika. Demirlediğimiz liman

Aynı turu alan diğer turistler ve rehberimiz ile buluştum, bir kaç yüz metre yürüdükten sonra. Bindik otobüsümüze. Yanımdaki Alman bayan da tıp doktoruymuş, konu bulmakta zorluk çekmeyerek başlamıştı muhabbetimiz. Rehberimizden fırsat buldukça sohbet ederek ve “sen beni çek, ben seni” şeklinde fotoğraf çekme konusunda iş birliği yaparak sürdürdük gezimizi.

Ormanlık bir bölge idi. Hem görülüyor, hem de vurgulanıyordu rehberimiz tarafından. Mahahual adlı bir köye gidiyorduk. Costa Maya’nın iki köyünden birisi. Gelişmemiş bir bölgeydi burası. Gezi gemileri için liman yapıldıktan sonra büyümeye başlamış. Nüfusu 2000. Geçiminin % 100’ünü gezi gemilerinden sağlamaktaymış. 15 yıl öncesine kadar, yani turizmden önce çok daha fakirlermiş, balıkçılık yaparlar ve sadece ıstakoz yerlermiş!

Fakirlik yetmiyormuş gibi, bir de sık kasırga olurmuş buralarda. 2005’te Wilma kasırgası vurmuş, 2007’de de Dean kasırgası ile liman dahil her yer ağır hasar görmüş.

“Dünyanın en büyük ikinci mercan resifi bu kıyılarda yer almakta” diyordu rehberimiz ve mercan resiflerinin bölge için önemini vurguluyordu. Bölgede sıklıkla oluşan kasırganın şiddetini azaltıyormuş. Böyle diyordu, ancak bu kadar değildi. Muhtemelen o zaman kaçırmışım, ya da rehberimiz değinmedi ama, mercan resiflerinin denizlerde yaşayan hayvan ve bitkilerin dörtte birini barındırdıklarını ve biyolojik çeşitlilik açısından sadece tropik yağmur ormanlarından geride olduğunu okumuştum sonradan. 1996 yılında UNESCO Dünya Mirası Alanları listesine girmişti bu resifler. Sadece kasırganın şiddetini azaltmak değildi görevi. Nesli tükenmekte olan bir çok canlıya da ev sahipliği yapıyor  ve korunması gerekiyordu.

Gezinin başında hiç aklımda olmayan bir konu olarak çıkmıştı karşıma bu. Ama fena da olmadı hani...

Bölge hakkında bilgilenerek geldik misafir olacağımız eve. Anne, baba ve evin kızı  tarafından karşılandık girişte.

Costa Maya, Meksika. Konuk olduğumuz evde anne, baba ve evin kızı tarafından karşılanma

Evet. Ev halkı anne, baba, on-on iki yaşlarıda bir kız çocuğu ile bir bebekten oluşuyordu. İki çocuklu ideal bir aile görüntüsünde. Bayramlıklarını giymişlerdi adeta, özenli, tertemiz, pırl pırıl. Baba beyazlar, anne ve kız yöresel giysiler içindeydiler. Anne ve kızın giysileri ise Mayaları yansıtan tekstil ve işlemelerdi.

Günlük hayatta dize kadar giysiler giyseler de özel günlerde uzun elbise giyerlermiş. Anne de uzun elbisesini giymişti. Bugün de özel gündü, misafir ağırlayacaklardı. Dünyanın kaç çeşit ülkesindendik kimbilir?

Bir kocaman bahçe içinde, bir bakımlı, bir özenli köy evi, sormayın. Büyük kısmı doğal malzemelerle yapılmış, çatıda sazdan saçaklar.

Rehberimiz büyükçe bir odaya yönlendirdi bizi, evin yanında evden ayrı bir yapı. Duvarda Meryem’in resimleri ve etrafta heykelleri, dini bilgiler aktardı. Evde böyle bir bölüm olması ve bu konuya bu kadar zaman ayrılması ilginçti bence, ama dinlerinden başlayarak anlatmak istemişlerdi kendilerini muhtemelen.

Costa Maya, Meksika. Konuk olduğumuz evde, inançları hakkında bilgilendirilirken

Peşine evin odalarını girildi, her bir bölümde benzer şekilde bilgilendirildik, oyalandık. Elektrik de 15 yıl önce gelmiş yöreye, tüplü bir televizyon vardı oturma odasınında baş köşesinde, hiç de yabancı değildi bu manzara bana.

Sonra bahçe gezildi, buradaki bitkiler tanıtıldı, anlatıldı. Çok özenle, özel olarak hazırlanmış bir bahçeydi.

Costa Maya, Meksika. Evin beyi bahçede çalışırken

Sıra geldi yemeğe. Yucatan bögesinde yerin altında pişermiş yemekler. Rehberimiz böyle diyordu ama her gün olacak iş değildi bence bu. Aslında bizim tandır dediğimiz olayın benzeri. Biz gelmeden önce atmıştı evin beyi tavuğu pişmeye. Biz gidince de evin hanımı “tortilla” yapmaya başladı, bizlerin de yapmasını ve fotoğraflara poz vermemizi sağlayarak...

Costa Maya, Meksika. Evin hanımı mutfakta tortilla yaparken

Meksika mutfağı oldukça ünlü malum, özellikle Batı yarımkürede. En bilinen ürünlerinden biridir tortilla. Yassı yuvarlak, dürüm ekmeği gibi düşünebilirsiniz. Kökeninin Mayalara dayandığını öğrenmiş oldum. Sadece orada duyduğum için değil, sonradan da okuyarak. Tortilla, Mayalar zamanında sadece mısırdan yapılırmış, günümüzde un da kullanılıyor. Bizim tortillalarımız, mini tortillalardı.

Bahçede, konuklar için ağaçtan uzunca bir masa vardı ve etrafına kütükten yapılmış tabureler sıralanmıştı. Fonda ise begonviller... Oturduk.

Costa Maya, Meksika. Konuk olduğumuz evin bahçesinde masa ve taburelerimiz

Yerin altında pişmesini tamamlamış tavuk tenceresini çıkarmak da evin beyinin işiydi. O bu işi yaparken, rehberimiz anlatmaya devam ediyordu. Tavuk etleri çıktı, didildi, köşede hazırlanmış masa üzerine yerleştirildi. Yanına pişmiş tortillalar geldi, yeşillikler, soslar konuldu. Bir yanda da kutu içecekler, büfemiz hazırdı.

Costa Maya, Meksika. Konuk olduğumuz evde, evin beyi yerin altında pişmiş tavuğu çıkarırken

Costa Maya, Meksika. Konuk olduğumuz evde, evin beyi yerin altında pişmiş tavuğu çıkarırken

Oturduğumuz yerden kalkarak yemeklerimizi almaya gelmişti sıra. Plastik tabakların etrafına ayrıca poşet geçirilmişti. Ev sahipleri tarafından yapılıyordu servis, ağız ve burunlarını kaplayan maske ve ellerinde şeffaf eldivenler ile. Rehberimiz de az önce vurgulamıştı, tüm yiyeceklerin Royal Caribbean gemi şirketi tarafından denetli olduğunu... Belki olması gereken buydu, anlıyorum, ama bir yandan turistlere güven vermeye çalışırken, bir yandan da konuk olduğumuz ev halkı aşağılanıyordu sanki. Bunun başka bir yolu yok muydu? Neyse... ev halkı İngilizce bilmiyordu. Evrensel dil olan gülen yüzlerimizle anlaşıyorduk.

Tortilla ekmeklerimizin içine tavuğumuzu, yeşilliklerimizi, soslarımızı koyduk, soğuk kutu içeceğimizi de alarak, tekrar banklarımıza  oturduk. Afiyetle yedik.

Costa Maya, Meksika. Tortilla ziyafeti. Yanım niye mi boş? Arkadaşım fotoğrafımı çekmekle meşgul

Costa Maya, Meksika. Tortilla içinde tavuğumuz

Costa Maya, Meksika. Evin annesi ve bebeği ile. Arkada da satılık elbiseler

Costa Maya, Meksika. Konuk olduğumuz evin güzel kızı, geleneksel giysiler içinde

Evden ayrılma vakti geldiğinde, bir anda dikkatimi çeken, aslında yadırgadığım, evde dolaşan bir kedi ve köpeğin olmasıydı. Çok sosyetik görüntülü bir köpekti, sanki eve fon olarak konulmuş bir medeniyet göstergesiydi.

Oysa, Maya geleneklerinin kısmen yaşatıldığı bir eve konuk olacaktık, batılı olduğunu ispat etmeye çalışan değil. Evet, o giysilerdeki desenler Maya geleneklerini yansıtıyordu, mısırdan yapılan tortilla da, belki yerin altında pişen yemek de... Ama ne diyeyim, bunu yadırgadım işte!

Costa Maya, Meksika. Konuk olduğumuz evin köpeği

Evden ayrılıp, otobüsümüze bindik, kısa bir yolculuktan sonra bir piramitin yakınlarında durduk. Mayalardan kalma bir piramit idi bu, hiç de heybetli ve özel durmuyordu. Tam buralarda çok fazla Maya harabesi yoktu, zira yarımadanın kuzeyine nazaran daha az kazı yapılmıştı. Asıl harabeler ve iyi araştırılmış, ünlü piramitleri görmek için daha fazla yol katetmek gerekiyordu.

Piramite dışarıdan baktıktan sonra hemen yakınındaki büyükçe bir kulübeye girdik. Dışı bambudan, çatısı sazdan saçaktan, kapanan bir kapısı ve camları yok, basit ve yöresel bir yapı. Gözü yormayan güzellik ve sadelikte. İçine girerek, güneşin altında durmaktan kurtulmuştuk. Otobüste başlayan Mayalar hakkında bilgilendirme, burada harita üzerinde devam etti.

Costa Maya, Meksika. Mayalardan kalma bir piramit

Costa Maya, Meksika. Maya harabesi ve hemen arkasında bilgilendirildiğimiz kulübe
Costa Maya, Meksika. Rehberimiz harita üzerinde Mayaları ve yerleşim yerlerini anlatırken

Costa Maya, Meksika. Rehberimiz harita üzerinde Mayaları ve yerleşim yerlerini anlatırken

Gitmeden önce araştırmıştım Mayaları. Epeyce okumuş olmama rağmen, sistematik düzenli bir bilgi girmedi kafama. Umudum rehber idi. O da epey anlattı ama, anladıklarım ve aklımda kalanlar sınırlı, daha doğrusu kopuk kopuk. Umutsuzluğa kapılmıştım. Ya bu işler çok karışıktı, ya da benim kafam çok kalın.

Biraz daha araştırınca, daha iyi farkettim. Aslında binlerce yıllık, oldukça büyük bir uygarlık, bir çırpıda ve her açıdan kavramak zor. Üstelik halen gizemini koruyan, bilinmeyen ve anlaşılmayan çok şey var. Bu işi uzmanlarına bırakıyorum, ama ben okuduklarımla dinlediklerimi birleştirerek, aklımda kalanları özetlemek istiyorum.

Kristof Kolomb öncesi Orta Amerika’da yaşamış bir uygarlık, Maya Uygarlığı. Honduras, El Salvador, Belize, Guatemala ve şu an üzerinde bulunduğumuz Meksika’nın Yucatan yarımadası başlıca yerleşim yerleri. Aslında önce güneye yerleşmişler, kabaca 3000 yıl önce. Daha sonra kuzeye, Yucatan yarımadasına göç etmişler.

MÖ 600 yıllarında yükselişe geçmiş uygarlık. Altın çağlarını ise MS 250-900 yılları arasında yaşamış.  Susuzluk, kuraklık  büyük sorun olmuş sonradan. 900 yılından itibaren ise zayıflamaya başlamış. 1520’de İspanyollar geldiğinde, kendilerini savunamamışlar. Bir kısmı öldürülmüş, bir kısmı esir alınmış. Buraya yerleşen İspanyollar Mayalı kadınlarla evlenmişler...

Yucatan Mayaları hakkında yapılan araştırmaya göre, Mayalar kısa boylu, geniş kafalı, gaga burunlu, siyah ve düz saçlı, hafifçe Asyalıları andıran çekik gözlü, kısa boyunlu, geniş omuzlu kişilermiş. Meksikalıların çoğu açıdan benzemesi şaşırtıcı değil bence, yukarıdaki bilgilere göre.

  Halen Maya dilini konuşan ve geleneklerini ciddi anlamda sürdüren yerler olduğu bildirilmekte. Yörede, suyun önemini bilirler, yağmur dönemi öncesi tören yaparlarmış, günümüzde dahi.

Kaba ön bilgiler böyle. Peki Mayaları Maya yapan ne, neden ünlüler?

Bugünkü teknolojilerle yakın tarihlerde ulaşılan bilgileri, Mayaların çok daha önceden fark etmiş olmaları... Evet, ilgili bilim adamlarını ve astrofizikçileri şaşırtan bir konu bu...

Özellikle astronomi, matematik, sanat ve mimari konularında çok iyilermiş, tam bir uygarlık düzeyinde. Kendilerine özgü takvimleri var. Takvim değil, takvimleri. Bu öğrenmeyi güçleştiren bir faktör idi benim için. Bunlardan biri 260 günlük. 260 günlük olanda 20 rakam, 13 sembol var. 20 çarpı 13 eşittir 260. 260, ayın tekrar aynı yere gelmesi için geçen süre. Aynı zamanda bir gebelik süresi. Herşey periyodik ve bir mantık silsilesi içinde. 365 günlük de takvimleri var. Bu ikisini birleştiren, ayrıca çok uzun zaman dilimlerini içeren takvimleri, ileriye yönelik gerçekleşmiş tahminleri, yani kehanetleri var. Hepsini anlamak ve kavramak çok zor benim için.

Hep Mısırlıları çağrıştırdılar bana. Tamamen farklı iki coğrafyada farklı uygarlıklar. Tabii ki benzerlikleri ve farkları ancak bu uygarlıklar konusunda uzman kişiler bilebilirler. Benim bulduğum ortak noktalar, piramit, astronomi, matematik... Bir de hiyelogrif denilen yazıları...

“Mayalara ait kalıntıların daha yoğun olduğu bölgeler var Yucatan yarımadasında” demiştim. Oralara da turlar vardı, sadece Maya uygarlığına odaklanan... Ama ben tercihimi bu yönde kullanmıştım: Meksika’da bir eve konuk olmak ve ucundan kıyısından Maya uyarlığı...

Hatırlarsınız, bir çok kehanetleri tuttuğu için Mayaların, 21 Aralık 2012 kehanetini de heyecanla beklemişti Dünya. Belki bilmediğimiz bir tarafları daha vardı... Şakacıydılar...

Ya da ciddi idiler... Ama biz, bugünkü Dünyalılar yanlış anlamıştı... Ya zamanı... Ya olayı...

Neyse, ben Maya uygarlığını özümseyemedim, daha sonra onların da kehanetleri tutmadı. Ödeştik. 

Costa Maya, Meksika. Bölgede bolca bulunan hindistan cevizi ağaçlarından biri

Meksika, 120 milyondan fazla nüfuslu, “gelişmekte olan” kategorisinde bir ülke, suç oranı konusunda da pek iyi bir üne sahip değil. Başkenti Mexico şehri. 

 Otobüsle limana geri dönerken anlatıyordu rehberimiz ve vurguluyordu, aslında çok güvenli bir ülke olduklarını, çok güzel, turistik yerlere sahip olduklarını... Asıl Maya harabelerin Tulum bölgesinde olduğunu, deniz kıyısındaki Cancun’un güzel turistik otellere sahip olduğunu...

Gözümün önünden geçti zaman zaman kendi ülkemde olan olaylar, turizme vurulan darbe ve biz düzgün insanların kendimizi doğru anlatma yönündeki çabalarımız...

Gemiye döndük. Akşamı ve geceyi denizde geçirdik.

Costa Maya, Meksika. Turistlerden birinin verdiği top şekerlerini yiyen ve fotoğraflara poz veren çocuklar
Costa Maya, Meksika. Maya harabesinin duvarına oturmuş, annesinin yanında, turistlerden birinin verdiği topşekerini yiyen çocuk

Ertesi gün tekrar ayak bastık karaya, tekrar Meksika’da. Bu sefer Cozumel adası idi durağımız.

Costa Maya’nın biraz kuzeyi, Yucatan yarımadasının doğusunda Cozumel. Konuyu kapatmış olmam gerekiyor ama, burada da yaşamış Mayalar. İlk Mayaların 1. yüzyılda  yerleştikleri düşünülmekte. 10 bin kadar Maya var iken, 1520’de adaya giren su çiçeği salgını ile 1570’te birkaç yüze düşmüş yaşayan sayısı. Adanın adı Cozumel de Maya dilinden, Cuzamil’den geliyormuş, “Kırlangıç adası” anlamında...

Şu anda, su altı zenginliği ile ünlü. Özellikle dalış ve şnorkel ile yüzme konularında popüler olmuş, ya da popüler yapılmaya çalışılmış bir yer. 

Burada ailece bir iş yaptık. Denizaltına bindik, “Atlantis Denizaltısı”. Gemimizden inip, birkaç yüz metre yürüdükten sonra küçük bir limandan tekneye bindik, o tekne bizi denizaltına götürdü, en fazla 10-15 dakikada.

Denizde olmasa da daha önce benzer bir deneyim yaşamıştım, çocuklarımın da yaşamasını istedim. Zaten adada yapacak çok da bir şey yoktu bizim için.

Karayiplerde 100 feet, yani 30 m kadar denizin altına indik, inerken de bilgilendiriliyorduk gördüğümüz canlılar hakkında. Belgesellerde izlediğimiz, ya da dünyanın çeşitli şehirlerinde oluşturulmuş dev akvaryumlardakinden çok daha az ve sınırlı idi gördüklerimiz. Ama ciddi ciddi inmiştik denizin altına, daha genç olsam daha heyecan verici olabilirdi.

Bir de sertifika verdiler bize çok önemli bir iş yapmışız gibi.. “.... (kişinin adı) denizaltıyla 100 feet inmiştir...” Çamur atıyorum şimdi ama, boşluğa ailenin adını yazıp, aslında çerçeveye koydum, duruyor evde, aynı tura ait bir kaç fotoğrafın yanında...

Cozumel adası, Meksika. Atlantis Denizaltısından, denizin dibi.

Sonuçta, özel ve güzel bir yer değildi Cozumel, bana göre. Gemi götürmese, gitmezsiniz. Bizim oraları görmek isteyeceğimizden çok, onlar bizi görmek istiyorlardır, eminim. Turizm önemli gelir kaynağı yapılmak istenmiş.

Gemilerin demirlediği limanda çok sayıda dükkan var, rengarenk, cıvıl cıvıl. Küba purosu, tekila, hediyelikler, mücevher satmakta, ama ne çok mücevher!

Denizaltıdan limana dönünce, dükkanları gezdim, bir kaç hatıra ve hediyelik aldım, vakit öldürdüm demir alma saatine kadar. Bazı yerlerde zaman yetmez yapmak istediklerinize, bazen de yapacak iş bulamazsınız!

Şunu anladım aslında. Bu gemi çok büyük, tek başına bir tatil köyünün sunabileceklerinden çok çok fazla eğlence, dinlence ve aktivite sunuyor size. Ancak, her limana gidemiyor. Gidebildiği limanlar da turistik açıdan zayıf kalabiliyor.

Öte yandan, turistik açıdan cazip olmasa da, araştırmalara açık bir bölge olduğu gerçeğini kabul etmek lazım. Bir yandan Maya uygarlığı, bir yandan su altı zenginlikleri. Evet, henüz büyük bir bölümüne gidilmemiş, keşfedilmemiş su altı zenginlikleri... İlgili bilim alanlarına çalışma sahası çok yani.

Ve evet. Gemi ile yaptığımız bu  Batı Karayipler gezisinde demirlediğimiz üç limanı iki yazı ile tamamladım sizin için. Gezi öncesi çok daha muhteşem bir doğa hayal etmiştim “Karayipler” deyince... Orası, burası değilmiş!

Ama ya gemi? Şu anda dünyanın en büyük gezi gemisi, “Allure of the Seas”, “Denizlerin Cazibesi” yani...  O da farklı bir dünya...

Costa Maya, Meksika. Demirlediğimiz liman ve arkada “Allure of the Seas”

İlk fırsatta size gemiyi anlatacağım. Tekrar görüşene kadar sağlıcakla kalın J

Ne kadar cennet bir ülkede yaşadığımızı da hiç aklınızdan çıkarmayın :)

     DİLER COŞKUN
                                                              ...

  • Batı Karayipler Gezisine ait diğer blog yazım; HAİTİ KÜLTÜR TURU! için lütfen tıklayın.
  • Batı Karayipler gezisi yaptığım gemiyi anlattığım DENİZLERİN CAZİBESİ; "ALLURE OF THE SEAS"  için lütfen tıklayın.
  • Dünya’da en çok ziyaret edilmek istenen ve Karayiplerde bir ada ülkesi olan Küba’yı kaleme aldığım gezi hikayem, “KÜBA’YA HOŞGELDİNİZ!” için lütfen tıklayın

     Keyifli Okumalar :)